Tanrı’nın lider olsun diye yaratmadığı adamlardan zoraki lider çıkarmaya çalışanlar kimlerdir, kime hizmet ederler bilmem. Ama Bahçeli ve Kılıçdaroğlu’nun kumaşlarında mikroskobik boyutta dahi liderlik vasfının olmadığından zerre kadar şüphem yok. Haklarını yemeyelim talimat vermekten çok talimat almaya yatkın halleriyle “iyi memur” olurlardı, lider değil. Kılıçdaroğlu’nun 8 yıllık CHP Genel Başkanlığında “Adalet yürüyüşü ve İyi Partiye 15 Mv göndermesi” dışında kayda değer bir tek icraat yok. Kaç seçim kaybetti mevzusuna girmeyeceğim, konu başka Bahçeli’ye gelince; 21 yıldan beri GÜL’ün CB’lığı konusunda millete dayatılan 367 saçmalığını bertaraf etmek dışında yaptığı hiç birşeyin makul bir açıklaması yok. Tutarsızlığı tez konusu olabilecek boyutlarda. 2002’den beri Erdoğan’ın siyasi kariyerindeki herRead More →

“Hastalıklarından ve zayıflıklarından arındırılmış parlementer demokrasiye” dönüş yapılması gerektiğine inandığımı birkaç kez yazdım. Akşener ve Kılıçdaroğlu meramımı daha iyi anlatan ve hedefi daha iyi tanımlayan bir kavramda anlaşmışlar. “İyileştirilmiş parlementer demokrasi” Tanımlamanın içinde İYİ geçtiği için projenin isim anasının Akşener olduğunu tahmin etmek zor değil. Öte yandan Muharrem İnce’nin tanımlamayı star televizyonundaki programda öğrenmesi ilginçti. Ama ilk kez duymasına rağmen “kulağa hoş geliyor” diye karşılaması da oldukça yerindeydi. Kulağa hoş gelmesi dışındaTürk tipi başkanlık sistemimiz iyileşmeyecek kadar hastalıklı bir sistem olduğu için parlementer sistemi iyileştirmek dışında bir seçeneğimiz olduğunu da sanmıyorum. Aslında parlamenter sistemin hastalıkları devlet sırrı değil. Herkes ne olduğunu gayet iyi bildiği haldeRead More →

Normal koşullarda Hürriyet gazetesinde en iyi ihtimalle -ve belki- muhabirlik yapabilecek donanıma sahip torpilli gazetecilerinden biri olan A.Kadir SELVİ, bugünkü yazısında CHP’den 15 milletvekilinin İYİ Partiye geçmesini değerlendirmiş! Ancak yerel bir gazetede kendisine yer bulabilecek kadar birikime ve lise seviyesinde kompozisyon yazabilecek kadar dil bilgisine sahip SELVİ yazısını, “Uğruna darbeler yapılıp, muhtıralar verilen Cumhurbaşkanlığı seçiminin muhalefete bırakılmayacak kadar önemli bir iş olduğu görüldü. Ama asıl önemli olan: Millet bu işe ne diyecek?” diyerek bitirmiş. Garip olan şu ki, SELVİ yazısının bundan önceki bölümlerinde, Cumhurbaşkanlığı seçiminin “neden” muhalefete bırakılmayacak kadar önemli bir iş olduğuna ilişkin tek satır bile yazmamış. Tam tersine “Pazartesi günü İYİ Parti’nin seçimlereRead More →

1970’li yılların Bingölü. Sağ sol çatışmasının kardeşi kardeşe kırdırdığı dönemler. Sağcı ya da solcu, ülkücü yada komünist olmanın zorunlu olduğu toplu histeri zamanları. Şimdi rahmete giden dayımlarım da o salgından nasiplerini almış iki ülkücü. Hatta ülkücü camianın beyni. O zamanı dayılarımla birlikte yaşayan dönemin ülkücülerinden şimdininse hızlı Kürtçülerinden birinden dinledim hikayeyi. Şöyle anlattı; “O zaman ülkücü kominist ayırımından başka da bir şey bilmiyoruz. Aleviler solcu, Alevi olmayanlar sağcıydı. Yani bizim ilk gençlik yıllarımızın ülkücülüğü adeta zorunlu bir seçimdi. Hatta şunu söyleyebilirim Bingöl’de 60 yaş üstü bütün Sünnilerin çocukluk veya delikanlılık zamanlarında sağcılık ve ülkücülük vardır. Sunilerin ve Zazaların solculukları 70’lerin sonuna doğru ancak ortaya çıktı.Read More →