Dünya Adalet Projesinin bu yıl yayımladığı Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre hiç olmadığı kadar berbat durumdayız. Hatta duymaya alışkın olduğumuz terminoloji ile söylemek gerekirse ”hukuksal berbatlıkta rekor üstüne rekor” kırıyoruz. Toplam kriterlere göre 113 ülkeden 100’ü “hukukun üstünlüğü” konusunda bizden iyi durumda. Yani 101 sıradayız. Bu konuda da her zaman ve her konuda olduğu gibi ikiye bölündük. Bir kısım sonuçtan siyasal iktidarı sorumlu tutarken, ülkenin diğer kısmı World Justice Projecti (WJP) suçlayarak işi Fetöcü olduklarını ilan etmeye kadar götürdüler. Hikaye bununla sınırlı değil. Bireylerin yaşam ve mülkiyet haklarının korunup korunmadığının ölçüldüğü güvenlik endeksinde 106. sıradayız ve bu en kötüsü değil. Temel insan haklarının korunup korunmadığınınRead More →

HATASIZ DÜŞÜNME SANATI NTV Yayınlarından çıkan “Hatasız Düşünme Sanatı isimli kitap kişisel gelişim kitaplarına önyargıyla yaklaşanların bile keyifle okuyabileceği bir kitap olduğunu düşünüyorum. Üslup oldukça akıcı. Her biri birkaç sayfayı geçmeyen 52 düşünce hatasından bahsediyor. Bir kısmı tanıdık gelse de “vay be” diyeceğiniz bir çok örneklemeyle karşılaşacağınızdan eminim. Sular seller gibi okudum deyimi için doğru kitap. Kitapta yer alan düşünce hatalarının bir kısmını bugüne kadar defalarca yaptığınızı ve ulaştığınız hatalı sonucun bile hatalı düşündüğünüzü anlamanıza yetmediğini fark edeceksiniz. Öte yandan bir çok konuda sezgisel olarak hata yaptığınızı hissettiğiniz halde, durumu tanımlama sıkıntısı çektiğiniz için hata yapmaya devam ettiğinizi göreceksiniz. Örneklemek gerekirse; En yaygın olanlardan biriRead More →

  SİNİR ÖTESİ OPERASYON Şehit cenazelerinde yaşananlara bakıp “Hepimize ait acılar hiç kimsenin tapusuna geçirilmemelidir.” diyen Özkök yazısını şöyle bitiriyor: “Cami avlusunda veya köşelerinde o tabutu siyaset kürsüsüne çevirmek isteyenlere birlikte karşı çıkmalı, birlikte haykırmalıyızdır: Kardeşim musalla taşı seçim kürsüsü değildir…”   Siyasetin bir şövalyeler mücadelesi olmak dışında her şey dönüştüğü, her türlü oyunun, her türlü yöntemin mübah kabul edildiği bu dönemde, Özkök’ün söylediği açmazlar ile birlikte ve onların da ötesinde beklentiler yüklendi şehit cenazelerine. Şehitlik gibi kutsal bir kavramın bu kadar pervasız, bu kadar vicdansız ve bence bu kadar tehlikeli bir biçimde kullanıldığı başka zaman dilimi olmamıştı. Çünkü hadise sadece bazı partilerin şehit cenazelerindenRead More →

Yıl 2012. Ankara, GATA Fizik Tedavi Hastanesindeyiz. Hataylı felaket derecede yakışıklı, gencecik bir asker getirdiler. Hikayesini dinlediğimde inanamadım. Terhisine üç – beş gün kala, rüyasında şehit olacağını görmüş, komutanlarının ve arkadaşlarının itirazlarına rağmen ısrar ve inat ederek göreve çıkmıştı. Aynı gün dağda çatışmada vurulmuş, yediği 4 mermiden biri omuriliğini parçalayıp felç olmasına neden olmuştu. “Niye böyle yaptın Ahmet” diye sorduğumda “Abi vatan borcu, vatana canım feda” demişti. “İnsanın Allah’tan başkasına can borcu olmaz. Ahmet vatan senden canını istiyorsa o vatanda birşeyler yada birileri yanlıştır, eksiktir, hatalı veya yetersizdir. Ahmetlerin Mehmetlerin ölmesine sebep olmuş, olacak bir meseleyi çözemedikleri için can alır can verirsin, vatan için değil”Read More →

“Bir yerde, insanlar; herhangi bir konu, olgu, girişim, siyaset, bilim, ekonomi, savaş stratejileri mevzularında tek bir sesin etrafında kenetlenmiş, ‘işte budur doğru, bundan başka doğru yok’ demeye başlamışsa, orada kesinlikle yolunda gitmeyen bir şeyler vardır” diye yazmış sevdiğim biri. Zor dönemlerin dayatmalarından biri olan “susma mecburiyetinin” sınırlarını zorlamakla birlikte şimdilik suç değil söyledikleri. ‪Ben çok katılmasam da “faşizm söyleme mecburiyetidir” derler. Ama bu tek başına hem doğru değildir hem de anlamlı değildir. Söyleme mecburiyeti eldeki kazanımları koruma gayretinin dile gelmiş halidir. Söyleme keyfiyeti doğrulama, destekleme, onama, alkışlama ve nihayetinde de pışpışlama zorunluluğudur. ‬‬ ‪Nimetlerin külfetidir. Kuraldır, “alırsan verirsin”. Aç ayı oynamaz diyen bir millet içinRead More →

Afrin operasyonun “Zeytin Dalı” olarak adlandırılması bana göre operasyonun kendisinden bile daha önemli. Suriye konusunda hayli zamandır devam eden anlaşılmaz tutumumuzdan vazgeçmemiz gerektiğini anladığımız Astana sürecinden sonra, bu isimlendirmeyle bir nevi özür dilediğimizi düşünüyorum. Ayrıca Suriye konusunda iç politikada “aldatıldık” demeden “aldandığımızı” hem kabul etmenin hem de muhattaplara -özellikle Suriye- iletmenin dahiyane bir yolu bu. Operasyona ilişkin açıklamalar ilginç sonuçlar doğurmaya aday. Rusya, “ABD’nin uzlaşma bulamama kabiliyetsizliği ve tek taraflı hamleleri Türkiye’yi kızdırdı” diyerek aleni biçimde ABD’yi suçladığını deklere etti. “Türkiye’nin operasyon düzenlediği bölgelerdeki askerlerimizi çekiyoruz. Bu operasyondan dolayı endişeliyiz ama müdahil olmayacağız” diyen Rusya’nın operasyona üstü örtülü de olsa destek verdiğini söylemek mümkün. AfrinRead More →