SİNİR ÖTESİ OPERASYON Şehit cenazelerinde yaşananlara bakıp “Hepimize ait acılar hiç kimsenin tapusuna geçirilmemelidir.” diyen Özkök yazısını şöyle bitiriyor: “Cami avlusunda veya köşelerinde o tabutu siyaset kürsüsüne çevirmek isteyenlere birlikte karşı çıkmalı, birlikte haykırmalıyızdır: Kardeşim musalla taşı seçim kürsüsü değildir…”   Siyasetin bir şövalyeler mücadelesi olmak dışında her şey dönüştüğü, her türlü oyunun, her türlü yöntemin mübah kabul edildiği bu dönemde, Özkök’ün söylediği açmazlar ile birlikte ve onların da ötesinde beklentiler yüklendi şehit cenazelerine. Şehitlik gibi kutsal bir kavramın bu kadar pervasız, bu kadar vicdansız ve bence bu kadar tehlikeli bir biçimde kullanıldığı başka zaman dilimi olmamıştı. Çünkü hadise sadece bazı partilerin şehit cenazelerindenRead More →

Yıl 2012. Ankara, GATA Fizik Tedavi Hastanesindeyiz. Hataylı felaket derecede yakışıklı, gencecik bir asker getirdiler. Hikayesini dinlediğimde inanamadım. Terhisine üç – beş gün kala, rüyasında şehit olacağını görmüş, komutanlarının ve arkadaşlarının itirazlarına rağmen ısrar ve inat ederek göreve çıkmıştı. Aynı gün dağda çatışmada vurulmuş, yediği 4 mermiden biri omuriliğini parçalayıp felç olmasına neden olmuştu. “Niye böyle yaptın Ahmet” diye sorduğumda “Abi vatan borcu, vatana canım feda” demişti. “İnsanın Allah’tan başkasına can borcu olmaz. Ahmet vatan senden canını istiyorsa o vatanda birşeyler yada birileri yanlıştır, eksiktir, hatalı veya yetersizdir. Ahmetlerin Mehmetlerin ölmesine sebep olmuş, olacak bir meseleyi çözemedikleri için can alır can verirsin, vatan için değil”Read More →

“Bir yerde, insanlar; herhangi bir konu, olgu, girişim, siyaset, bilim, ekonomi, savaş stratejileri mevzularında tek bir sesin etrafında kenetlenmiş, ‘işte budur doğru, bundan başka doğru yok’ demeye başlamışsa, orada kesinlikle yolunda gitmeyen bir şeyler vardır” diye yazmış sevdiğim biri. Zor dönemlerin dayatmalarından biri olan “susma mecburiyetinin” sınırlarını zorlamakla birlikte şimdilik suç değil söyledikleri. ‪Ben çok katılmasam da “faşizm söyleme mecburiyetidir” derler. Ama bu tek başına hem doğru değildir hem de anlamlı değildir. Söyleme mecburiyeti eldeki kazanımları koruma gayretinin dile gelmiş halidir. Söyleme keyfiyeti doğrulama, destekleme, onama, alkışlama ve nihayetinde de pışpışlama zorunluluğudur. ‬‬ ‪Nimetlerin külfetidir. Kuraldır, “alırsan verirsin”. Aç ayı oynamaz diyen bir millet içinRead More →

Afrin operasyonun “Zeytin Dalı” olarak adlandırılması bana göre operasyonun kendisinden bile daha önemli. Suriye konusunda hayli zamandır devam eden anlaşılmaz tutumumuzdan vazgeçmemiz gerektiğini anladığımız Astana sürecinden sonra, bu isimlendirmeyle bir nevi özür dilediğimizi düşünüyorum. Ayrıca Suriye konusunda iç politikada “aldatıldık” demeden “aldandığımızı” hem kabul etmenin hem de muhattaplara -özellikle Suriye- iletmenin dahiyane bir yolu bu. Operasyona ilişkin açıklamalar ilginç sonuçlar doğurmaya aday. Rusya, “ABD’nin uzlaşma bulamama kabiliyetsizliği ve tek taraflı hamleleri Türkiye’yi kızdırdı” diyerek aleni biçimde ABD’yi suçladığını deklere etti. “Türkiye’nin operasyon düzenlediği bölgelerdeki askerlerimizi çekiyoruz. Bu operasyondan dolayı endişeliyiz ama müdahil olmayacağız” diyen Rusya’nın operasyona üstü örtülü de olsa destek verdiğini söylemek mümkün. AfrinRead More →

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) saçmalığının Amerika’nın Demokratik Suriye Güçleri dayatmasından (DSG) ne farkı olduğunu anlamak  kolay değilse de, ikincisinin birincinin sonucu olduğunu söylemek pekala mümkün görünüyor. Ya da ÖSO’dan DSG’ye uzanan yolun taşları, dış politikamızdaki aptallıklarımızla döşenmiştir demekte mümkün. Ancak bu gereksiz yaklaşımlardan bir an önce kurtulmanın ve akla fırsat vererek onun kılavuzluğunda ne yapacağımıza karar vermenin arefesindeyiz. Görünen şu; ABD’nin binlerce tır silah göndererek donattığı ordunun, sınırımıza konuşlandırılacak olması Türkiye için, sınırları içinde bulunması, bağımsızlık ve toprak talebinin olması nedeniyle de Suriye için önemli bir tehdit unsuru oluşturmaktadır.. Nitekim Suriye, ABD’ni ve desteklediği unsurları “işgalci” olarak nitelendirmiş ve böylelikle zımnen Türkiye ile aynı pencereden baktığınıRead More →

Gerçek şu; Ülkede hukukla adalet arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha açılır oldu. Hukukta önce Fetöcülerin, sonrada Fetöyle mücadelenin yarattığı tahribat tam bir yıkıma dönüşmüş durumda. Son gerileme olarak AYM’nin hak ihlali kararına rağmen Ceza Mahkemeleri Şahin ALPAY ve Mehmet ALTAN’ın tutuk hallerinin devamına karar verdi. Öncelikle ceza mahkemelerin verdiği tutukluluğun devamı kararlarının hukuka uygun olmadığını belirtmem gerekiyor. Çünkü Anayasamızda yer alan bireysel başvuru hakkı, bireyi böylesi durumlardan koruma amacını bünyesinde barındırmakta ve bu açıdan AYM’yi doğrudan ve doğal olarak bütün adli mahkemelerin üstü konumuna getirmektedir. Adli mahkemeler AYM kararlarının tartışılabileceği mecralar değildir. Yine AYM’nin görev ve yetki sınırlarının çerçevesini çizmek yerel mahkemelerin haddiRead More →