Gereği Düşünüldü


Bugün ODATV de okuduğum bir haber tam onbeş yıl öncesine götürdü beni

Habere göre, Ankara’daki bir mahkemenin hakimi, ayağa kalkmadığı için avukatın duruşma salonundan dışarı çıkarılmasına karar vermiş

Bu konuyu 15 yıl Önce ülkenin gündemine taşıyan kişi olarak okuduklarıma inanamadım. Meslekten ayrılalı 9 yıl olduğu için “artık çözülmüştür” dediğim bu mevzu, bıraktığım yerden bile daha geriye gitmiş

24 Kasım 2004 tarihinde Ülkemizin en kıymetli hukuk sitelerinden biri olan Türk hukuk Sitesinde “Her G.D (Gereği Düşünüldü) ayağa kalkmayı gerektirir mi?” başlıklı bir yazı kaleme almış ve uygulamanın doğru olmadığını söyleyerek konuyu hukukçuların tartışmasına açmıştım  Yazının linkini buraya bırakıyorum : http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=3787

Yazıda “Gereği düşünüldü” cümlesinin şartlı refleks kuramını doğrularcasına bizde ayağa kalkma dürtüsü uyandırmasının hem de G.D diyenin (Hakim’in) beklentisinin bu yönde oluşmasının nedenini bulamadım yasamızda. Hüküm ve yemin dışında ayağa kalkmamızı gerektiren hiçbir usül maddesi yok, “biz neden ayaktayız.” diye sormuştum

2004 yılında başlayan bu tartışmaya en çok karşı çıkan “kalksak ne olur, kalkmasak ne olur” modunda davrananların kendi meslektaşlarımız olduğunu hayretle görmüştüm

2005 yılında yenilenen ceza usül kanunu bu konuyu açıklığa kavuşturma noktasında elimizi daha da güçlendirmişti. Çünkü yeni yasa “ hüküm ayakta dinlenir” demekle yetinmemiş nelerin hüküm olduğunu tek tek saymıştı. Bu sarih tanıma göre Hakimlerin ayağa kalkmamızı bekledikleri, uyardıkları bir çok durumda ayağa kalkmamız gerekmiyordu

Güzel olan şuydu

Bu mevzu Bingöl ve Muş adliyelerinin ağır ceza salonlarında kolaylıkla çözülmüştü.

Ayağa kalkmamızın gerekmediği konusunda yaptığım görüşmelerde durumu anlatmış isterlerse yine de ayağa kalkabileceğimi söylemiş ama bunun yasal bir zorunluluk olmadığını bilmelerini istemiştim

O dönem dalga dalga yayılan bu fikrin İstanbuldaki takipçisi ve uygulanması noktasında uzun zaman Mücadele eden kişi avukat Ömer Kavilli olmuştu

Ayağa kalkmasını isteyen hakimlerle bir çok kez başı belaya girmiş, duruşmalardan çıkarılmış, duruşmalara kabul edilmemiş hasıl bir çok sorun yaşamıştı

Taşrada değişim kolayken metropollerde daha yavaş bir süreç gelişti. Barolar Birliğinin sürece katılması ve dahada önemlisi Yargıtaya kadar taşınan bu ayağa kalkıp kalkmama konulu davalarda verilen kararlar ve adalet Bakanlığında çeşitli zamanlarda alınan görüşler haklı olduğumuzu göstermişti. Kayıtlarımda bu konuda son yazımı 2010 yılında yazdığımı gördüm. O süreçte bazı yerlerde bu durum bir sorun olmaktan çıkmıştı

Yine Ekim 2004’te mahkemelerin iş yükünü arttıran en önemli problemin duruşma tutanaklarının yazdırılması olduğunu, bunun yerine ses kayıt sistemine geçilmesi halinde iş yükünün %70 oranında azalacağını yazmış ve bu konuyu da gündeme taşımaya gayret etmiştim. (Yazının linki: https://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=3652 )

Bu dileğim nerdeyse sağlığımda gerçekleşmiş üstelik ses ve görüntü kaydı birlikte alınmaya başlanmıştı. Şimdilerde daha gelişmiştir diye umut ediyorum

🔹Ceza yargılamasında sanığın duruşma boyunca avukatının yanında oturması gerektiği

🔹Tahliye Olan ya da Beraat edenlerin cezaevine geri götürülmeden adliyede serbest bırakılması : http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=3284

🔹HSYK’da TBB’nin seçtiği avukat üyelerin bulunması, (http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=42038 )

🔹Yargıtay’ın her dairesinde mevcut üyelere bir avukat üyenin eklenmesi,

🔹Hakimlerin duruşmalarda insiyatifi taraf avukatlarına ve kamu adına hareket eden duruşma savcısına bırakarak yargılama konusu olayın gözlemcisi ve duruşma düzeninin koruyucusu olması gerektiği gibi farklı konuları dile getirmiş ve Türk Hukuk Sitesinde etraflıca tartışmıştık. Herkesin görüşünü korkunun gölgesinden bile uzak biçimde dile getirebildiğin zamanları olduğu için forumdaki yazışmalar hepimiz için aydınlatıcı olmuştu ( http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=4000 )

Katlanmakta oldukça zorlandığım ve bana tahammül edilemeyecek kadar uzun gelen 9 yıldan sonra, hala ayağa kalktın kalkmadın konularının tartışıldığını öğrenmek tam bir hayal kırıklığı oldu. Yani bu kadar basit bir konunun toplamda 15 yılda çözülmemiş olması makul değil

Ama çözüm basit

Türkiye Barolar Birliği ve Adalet Akademisi bu konuda küçük bir çalıştayla düzenleyerek bu kaosu sonsuza dek problem olmaktan çıkarabilirler. Çalıştayın neticesinde uzlaşılan metin herneyse ilgililere bildirilir ve herkes ne yapması, yapmaması gerektiğini bilir

Bu ne kadar zor olabilir ki?

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.