Arda’ya Bunu Yapan!

İhtimal odur ki, Arda Turan bir dönem Türkiye’nin en sevilen futbolcusu ve belki de en sevilen insanıydı. Aşırı fanatik çok küçük bir zümre dışında ülkede futbolu seven sevmeyen her insan için Arda, bu ülkeyi yurt dışında başarıyla temsil eden genç bir figürdü. Özellikle Atletico Madrid ve Barcelona’da oynadığı yıllarda olağanüstü işler yapmış, iki Uefa kupası, bir süper kupa, iki La Liga şampiyonluğu, son saniyede kaybedilmiş bir şampiyonlar ligi finali, üç kral kupası, iki İspanya kupası, bir yığın gol ve tonlarca asist biriktirmişti.
Öte yandan futbol piyasamızın yabancıların radarına takılmasını sağlayan kişide Arda’ydı. Birçok futbolcunun yurtdışına transfer yaptığı dönemin, Arda’nın Barcelona’da oynadığı döneme denk gelmesi tesadüf değildir. Futbolumuzdaki Arda etkisinin, Arda’ya ve ona düşman kesilen kamuoyuna rağmen yurtdışında halen devam ettiğini rahatlıkla söylenebilir.
Ancak benzer bir çok hikayede olduğu gibi Arda’nın da yıllar süren yükselişi çok kısa zamanda tepetaklak oldu. Adım adım tırmandığı zirvelerden adeta yuvarlanarak indi diplere.
Herkes bu düşüşün uçakta bir gazeteciyi tartaklamasıyla başladığını düşünüyor. Ama o iş öyle değil. Arda’nın dengesi bu hikayeden epey zaman önce “şeytana uyması” yüzünden bozulmuştu. O dönem federasyon başkanı olma hevesi ile yanıp tutuşan Rıdvan Dilmen’in dümen suyunda, referandum oylaması için çektikleri “ben EVET diyorum ya sen” videosu Arda’yı bir anda ülkenin yarısı için antipatik kılmıştı. Üstelik bu yarı, ülkenin okuyan yazan, sporla sanatla alakalı, gündemi takip eden Arda’yla ve misyonuyla ilgilenen yarısıydı.
Aslında “normal ve medeni bir ülkede” bir futbolcunun siyasi görüşünü açıklamasında herhangi bir sıkıntı olmazdı. Çünkü futbolcuların da siyasi düşünceleri olabilir, olmalıdır da. Ancak sorun şu ki Arda’nın siyaseten tarafını ilan ettiği ülke, normal olmadığı gibi ülkedeki siyasi atmosfer de normalden hayli uzaktı. 100 yıllık cumhuriyetin başka bir rotaya evrilmesi ve herşeyin bir kişiye bağlanması oylanıyordu.
İşte o bir kişi de Arda’dan sonra bu ülkede en çok sevilen kişi olan CB Erdoğan’dı. Gerçekten de ülkenin nerdeyse yarısı büyük bir tutkuyla, inançla seviyorlardı Erdoğan’ı.
Ancak bir sorun vardı.
Erdoğan’a ilişkin algının ortası yoktu ülkede. Çünkü o aynı zamanda Türkiye’de ki en sevilmeyen kişiydi. Tutkuyla sevildiği gibi, öfkeye ve nefrete de muhattaptı. (İmralı nesnesi klasman dışı)
Arda en çok nefret edilen siyasetçinin safında yer tuttuğu andan itibaren bir anda ülkenin neredeyse yarısını kaybetti. Buna mukabil dahil olduğu ülkenin diğer yarısında da işler onun açısından doğru gitmedi. Çünkü bu cenahta futbolla ilgilenenler oldukça azdı. Yani onların sevdiğini sevmek, Arda’ya yol su ve elektrik olarak geri dönmedi.
Ama Erdoğan’ı sevmeyenler ya da Erdoğan’dan nefret edenler onu sevenleri de sevmemeye, onu sevenlerden de nefret etmeye meyilliydiler. Arda gibi toplumsal karekterler söz konusu olduğunda sevmemekle bile yetinemediler, nefret etmeyi de seçtiler.
Nefret etmenin sevmekten daha zor olduğu söylenir. Çünkü sevgi sebep aramazken, nefretin altının doldurulması gerekir. İşte uçaktaki gazeteci Bilal Meşe hikayesi tam da böyle bir zamanda patlak verdi. Arda’nın kendi cehennemine odun taşımasına Federasyon ve Fatih Terim’de yardım edince ülkenin en sevilen insanlarından biri için herşey tersine döndü. Milli takımı bırakmasıyla sonuçlanan gelişmeler karşısında dengesi bozulan Arda için Barselona’da da işler kötü gitmeye başladı. Kadro dışı kalmasıyla noktalanan o dengesizlik döneminin ardından en yapmaması gereken şeyi yaptı ve dengesini bozan herşeye ve herkese uzak Çin’e gitmek yerine, Gayya kuyusunun tam ortasına yani ülkeye döndü.
Basın ve tribün baskısının olmadığı Başakşehir tercihi mantıklı gibi görünse de bu son hamle herşeye rağmen hala arkasında duran bir avuç Galatasaray’lıyı da kaybetmesiyle sonuçlandı
Ardından aldığı 14 maçlık ceza hem futbolunu hem imajını biraz daha geriletirken müzisyen Berkant ve hastane basma olarak gazetelere geçen son hadiseler Arda Turan’ın artık yardım alması gerektiğini gösteren gelişmeler olarak geçti kayıtlara.
Ancak yardım almak yerine kurduğu bir kariyer planlama şirketiyle, başka sporcuların kariyerlerine el attığını öğrenmek benim için hayli şaşırtıcı oldu. Kendi kariyerini çöpe atmış, derin faça izleri taşıyan imajını düzeltmeye sakalından kurtularak başlaması gerektiğinin bile farkında olmayan birine, kariyer planlama işinde güvenilebilir mi emin değilim.
Arda’ya naçizane tavsiyem;
Biz onu yurtdışına Arda olarak göndermiştik. O Arda Turan olarak geri döndü. Onu hırpani bir taş devri adamı gibi gösteren üstelik yüzüne yakışmayan ve kendisini Arda Turan yapan o sakalından kurtulmalı. Gözleriyle gülen, gülümseyen, gülümsemenin yakıştığı Arda’nın yüzüyle bakmalı artık dünyaya
Galatasaray seyircisi ve Fatih Terim ile barışmanın bir yolunu bulmalı
Fatih Terim TFF’den aldığı milyonlarca Euroyu çocuk esirgeme kurumuna bağışlayacak kadar büyüklük yapabiliyorsa Arda Turan da Galatasaray’da gerekirse para almadan oynarım diyebilmeli ve gerekirse oynamalı (ki demesi bile yeter GS hakkını vermeyi bilir)
200 seyirci ortalamasıyla süper ligde yer alması bile abes olan, şampiyon olsa bile amatör kümeye dönmeye mahkum bir takımda futbolu bırakmak yakışmaz Arda’ya. Futbolu Galatasaray’da bırakmalı, futbol adamlığı planlarını Galatasaray’la birlikte yapmalıdır
İmparatora ve yönetime;
Futbol tarihimizin ve Galatasaray’ın en kıymetlilerinden biri olmasına rağmen isminin anılması bile yasaklanan Hakan Şükür’ü, biz de olsa belki de şampiyonluğumuzu ilan etmemize vesile olacak Burak’ı kaybettiğimiz gibi yine bu ülkenin gelmiş geçmiş en kariyerli futbolcusu olan Arda’yı da kaybetmeye razı olunmamalı.
Galatasaray camiası ve Fatih Terim Arda Turanı bir şekilde yeniden kanatlarının altına almalı. Galatasaray’ın Arda Turan’a ihtiyacı olduğu için değil Arda’nın Galatasaray’a ihtiyacı olduğu için yapmalı bunu.
Son söz seyirciye;
Umarım Galatasaray camiasını dünyanın heryerinde aslan gibi temsil eden kaptanını ıslıklamak yuhalamak gibi bir yanlıştan öte vefasızlığı ve hatta aptallığı yapmazsınız. Çünkü “Arda’ya bunu yapan bize neler yapmazki?” diye düşünecek sahada 11 kulübede 8 ve altyapılarda Arda’yı görünce gözleri parlayan, kalpleri daha hızlı atan, Arda olmak isteyen yüzlerce, ülkedeyse adı Arda olan formasında Arda ismi yazan binlerce çocuk var. Bir de transfer etmek isteyeceğimiz yerli oyuncuları da unutmayın. “Arda’ya bunu yapan” diye başlayan her cümlenin kulübe zarar ve başarısızlık olarak döneceğini unutmayın

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.