İmamoğlu Farklı!

Muhtemelen bir dünya kişinin aklına gelmiş, Twitter ve Facebook’ta da binlerce kişi yazmıştır. CHP İstanbul’u kaybedebilir, zaten uzun zamandır hep kaybediyordu. Ama galiba alt yapıdan yeni bir yıldız siyasetçi, yeni bir lider adayı kazanmış durumda.
Genç, özgüvenli, güler yüzlü, beden dili ve konuşma üslubu uyumlu, güven telkin eden bir ışığa sahip ve belki de en önemlisi karizmatik olmak için ciddi görünmek gerekmediğinin canlı kanıtı.
Meydanların büyüsüne ve belagatin şehvetine kapılan Muharrem İnce’nin “onu da isterim, bunu da isterim, istemediklerimi de yan cebime koyun” histerisine tutulacak gibi de görünmüyor.
İmamoğlu, Bay Erdoğan için “Allah’ın bilmem kaçıncı lütfu” olan İnce’den hayli farklı bir üsluba sahip. Saldırmıyor, kavga etmiyor, üste çıkmaya çalışmıyor, laf sokmuyor, hakaret etmiyor, aşağılamıyor, kötülemiyor, suç isnad etmiyor vs vs
AKP’nin ve Bay Başkan’ın alışkın olmadığı bir siyaset tarzı bu. Bocalaması biraz da bundan. Çünkü Bay Başkan’ın bu denli saldırgan olduğu başka bir seçim dönemine tanık olmadım. Sürekli saldırı halinde ama karşılık veren olmayınca zaman zaman kendisiyle kavga ediyormuş gibi görünen Bay Başkan’ın kendisiyle kavga eden Muharrem İnce’yi çok aradığına eminim.
Çünkü İnce, Ak parti seçmenini konsolide etmekte zorlanan Bay Erdoğan’ın beklentilerini tamamen karşılayan bir kampanya yürütmüş ve Erdoğan’ın kendisini çektiği mecralara kafa göz dalarak, Akparti seçmeni için korkutucu bir figür olmuştu. Öte yandan Bay Erdoğan’ın da desteğiyle gazete ve televizyonlarda yeterince yer bulan İnce, seçimin belirleyicisi olması beklenen Akşener’i görünmez kılmak için de kullanılmıştı. Aylar süren seçim döneminde, biri binlerce kez, biri yüzlerce diğeri ise birkaç kez ekranlarda yer bulabilmiş, ancak İnce’nin bu görünürlülüğü muhalefetin medyada yeterince yer aldığına dair yanlış bir yargı doğurmuştu. Bu anlamda muhalefet İnce ile eşleştirilmiş ve Akşener bariz bir biçimde gözden ırak tutulmuştu .
Bugün durum açık ara farklı görünüyor.
Öncelikle Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanmasından (siyasetçiler hariç) korkan ürken kimsenin olduğunu sanmıyorum. Akpartiye oy veren herhangi bir İstanbul’lu bile “eyvah” duygusu yaşamadan böyle bir sonucu kabul edebilirmiş gibi görünüyor. Çünkü kimseyi korkutmuyor. Uzaydan gelmiş gibi değil adam. Tanıdık, bilindik, mahallenin iyi insanlarından biri gibi.
Bay Başkan ve ekürisi Bay Devlet ısrar ve inatla beka seçimi, ölüm kalım meselesi gibi izaha muhtaç tanımlamalar yaparken İmamoğlu “Seçimler demokrasi şenliğidir, şenlik gibi ve sağduyulu geçmelidir” diyebildiği için farklı ve ülkemizdeki siyaset anlayışının birkaç level üstünde (en azından şimdilik)görünmektedir
Bu yüzden seçim dönemi Bay Başkan ve ekibinin mağdurlaşamadığı tam tersine mağdur ettiği bir dönem oldu. Seçim başarılarının çok büyük bir bölümünü yaşatılmış, ısmarlanmış, ihdas/imal edilmiş ya da yan masadan gönderilmiş mağduriyetler üzerinden kazanan AKP’nin mağduriyet gömleğine sığmadığı ilk seçim bu. Sonucu ne kadar etkiler bilmiyorum ama AKP ilk kez bu kadar tedirgin. Aslında Akp’nin kemik seçmeninin bunu çokta umursadığını sanmıyorum. ‘ Vur kır parçala bu maçı kazan’ diye tezahürat yapılan bir ülkede, rakibininin ellerini kollarını bağlayarak döven bir lider bile alkışlanır, alkışlanıyor da.
Millet yarın ne der, ne yapar, nasıl takdir eder bilemem ama CHP her sonuçta yeni bir siyasetçi kazandı. Türkiye kazandı mı bilmiyorum. O da Bay Kemal’in ne düşündüğüne bağlı.
Seçimin başlamasına saatler kala Almanlar ve futbol ilişkisinden hareketle “Türkiye’de seçim, bütün siyasi partilerin katıldığı ama sonuçta Ak partinin kazandığı bir siyasi faaliyettir” diyor ve hayırılı olmasını umut ediyorum

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.