Erdoğan Taklidi

Geçmiş dönem İl valilerimizden biri. Hastalık derecesinde fanatik FB’li. Şimdi olduğu gibi o zamanlarda da Fenerbahçe sürünüyor olsa bile her koşulda bizi (GS)yenmeye devam ederdi.

Her Fener maçından sonraki gün cep telefonum çalar, ekranda Valiliğin sabit numarasını görünce açmazdım.

Ne çare 3 dakika sonra sekreter telaşla “vali bey arıyor” derdi. Önce kahkahası sonra keyiften her zamankinden daha gür bir sesle “nassı koduk ama” diye soran sesi gelirdi. Ardından bu cümle için ara verdiği kahkahasını tamamlardı. 

‘Ama olmuyor böyle sayın valim?’

‘Neden olmuyor, bak oldu dün akşam gayet iyi koduk’

‘Yarın biz yensek?’

‘Rüyanda anca rüyanda’

‘Ya yapsak?’

‘E kırkta bir olsun ne olacak ki?’

‘Arayıp sayın valim nasıl koyduk demek yakışır mı bana? Nasıl derim devletin valisine?’

‘Diyemezsin tabi. Olmaz öyle şey’ 

Der ve çıkardı işin içinden.

Yendik

Eğrisi doğrusuna denk geldi yendik feneri.

Vali bey toplantıdalar, ileteceğim, hala devam ediyor toplantı, toplantı…Cep sürekli meşgulde.

Yoruldum ve telefonla ulaşmaya çalışmaktan vazgeçtim.

Bir minik cümle yazdım, göndere bastım gitti vali beyin cep telefonuna.

“Sn.Valim. Anlarsın ya”

Bir dakika sonra cep telefonumun ekranına düştü numarası. Açtım, beklemediğim ölçüde neşeli bir sesle “nasıl kodunuz ama değil mi?”

Çok çok güldük.

Sorunu o yaratmış ve yine o çözmüştü

Geliyorum şimdiye

Bugüne kadar hiçbir milletinvekili “nasıl koyduk” demedi. Ya da hiç bir il başkanı. Diyebilirlerdi de. Çünkü bunu söyleyecek kadar yakın görüştüğümüz hem il Başkanları hem de milletvekilleri oldu hayatımda. 

Demiş olsalardı, biz yendiğimizde de ben arar “nasıl koduk” derdim.

Çünkü ne milletvekili, ne il başkanı ne de başka bir siyasi figür devleti temsil etme konumunda değildi, hala da değil 

Soru şu;

vali bey aynı zamanda il başkanı, aynı zamanda belediye başkanı ve aynı zamanda  milletvekili olsaydı ne olurdu? 

Garip gelebilir ama sadece valiyken söylemeye içimin elvermediğini gönül rahatlığıyla ağzımı doldura doldura söylerdim: ‘nasıl koyduk ama”

Çünkü o artık ‘devleti temsil ediyorum’ deme şansına ve hakkına sahip değildi. Çünkü artık bir siyasi partiyi temsil ediyordu. Çünkü o artık sahip olduğu bütün makam ve mevkileri bir siyasi partiden alıyordu. Velevki partilerimiz ayrı değil aynı olsa bile durum değişmezdi. 

Siyasi partilerin tamamı devlet aygıtının üç ayağından birini anca oluştururken, hiç bir siyasi parti tek başına ne devleti ne de milleti temsil etmez. Ancak aldığı oy oranıncadır temsil kabiliyeti. 

Aynı şey yürütme için de geçerlidir. Her parti bir ideoloji, bir proje, bir program, bir inanma biçimi çerçevesinde  toplumun bir kısmını kapsayan kocaman bir şemsiye gibidir. Yürütme erki de hangi şemsiyenin altından çıkıp geldiyse, hükümet ederken yüzü o yana dönük olacaktır. Bu durum ülkemizde en kol büken haliyle an be an kendini deneyimlemeye, gerçekleştirmeye devam etmektedir.

Artık devletin tepesinde herkese eşit mesafede durma gayreti içinde olan biri yok. Daha doğrusu hukuken tarafsız kalmak zorunda değil, fiilen de tarafsız kalması imkan dahilinde değil. Çünkü hem partili, hem de partinin genel başkanı. Artık valilerle birlikte, il ve ilçe başkanlarını ve belediye başkanlarını da o atıyor. Bunda yasal olarak bir problem de yok üstelik. Milletin kabul ettiği Anayasa bu yetkileri tanıyor.

Hal böyle iken övgülerin parti başkanına hakediş, eleştirilerin devletin başına hakaret olarak algılanması doğru olmadığı gibi adil de değil!

Kılıçdaroğlu, Bahçeli ne kadar muhattapsa eleştirilere, Erdoğan’da o kadar ve icra makamında olması hasebiyle bir o kadardan fazla muhattaptır.

Baktığında Başkan gören haklıdır, Reis gören haklıdır. Ama Akparti genel başkanı gören de haklıdır.

Çünkü o bunların hepsidir ve bunlardan hangisi nerde başlar, diğeri nerede biter kimsenin bilemeyeceği kadar iç içedir.

Demem o ki;

Akparti Genel Başkanının gülüp geçebildiği, kaldırabildiği bir sözü, açıklamayı Başkan da kaldırabilmelidir. Reis de. 

Bu nobran dil, bu deklerasyon yağmuru ve bu horgörü havamızı, suyumuzu, toprağımızı kirletiyor, ışığımızı kapatıyor.

Naçizane tavsiyem;

Yıllardır hiç kimsenin ‘Erdoğan taklidi’ yap-a-madığı bu ülkeye hoşgörünün  avdet etmesi şart. Demirel’in, Erbakan’ın, Özal’ın hoşgörüsüne ekmek gibi su gibi ihtiyacımız var 

Üstelik  gülmek, gülümsemek bağırıp çağırmaktan daha çok yakışıyor Reis’e. Birilerinin daha çok gülümsemesi gerektiğini sık sık hatırlatması lazım!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.