AKŞENER ve FEYZİOĞLU

Görünen şu ki; Cumhurbaşkanlığı seçiminde karşısına kimin rakip olarak çıkmasına karar verecek kişi Reis olsaydı, ilk tercihi Sn.KILIÇDAROĞLU, sonra sırasıyla Sn.İNCE ve Sn.BÜYÜKERŞEN olurdu. Reis’in Sn.KILIÇDAROĞLU’na aday olması yönündeki çağrılarında haksız olduğunu söylemek mümkün değil. Ne de olsa Sn.KILIÇDAROĞLUnun adaylığı seçimi kazanmasının en garantili yolu. Çünkü %70’i sağ seçmen olan bu ülkede CHP’li bir adayı dövmek o kadar kolay ki, hiçbir siyasetçi ve doğal olarak Reis’de bu lüksten vazgeçmek istemez.
Neden kolay?
Birincisi CHP’liler kavga etmeyi bilmiyorlar. Sonra fazla naifler, kurallara bağlılıklarının ayaklarına bağ olduğunun farkında değiller. Bu ülkede kurultayla genel Başkan değiştirmeyi becerecek kadar da demokratlar. Öte yandan bu demokratlıklarına karşın sanıldığı ve kendilerinin iddia ettiği gibi siyaset yelpazesinin solunda değil, sağında ikamet ediyorlar. Hem de kurulduğu günden beri bu durumdalar. Kaldı ki Parti ismindeki “Cumhuriyet” kelimesi bile statükonun devamından yana olanları gösteren onları işaret eden bir kavram. Terminolojileriyle sosyal demokrat ama eylem ve eylemsizlikleriyle faşist bir partiye oldukça yakınlar. Öte yandan kendilerine “Halk Partisi” demelerine rağmen halktan ziyade, elit bir zümre partisi gibi davranıyorlar. Seçmen profilleri gidecek başka yeri olmayanlardan meydan geliyor. Bu yüzden de azalmayan çoğalmayan bir %25 bandına sıkışıp kalmış durumdalar. En önemlisi de “olduklarını iddia ettikleri şeyle, oldukları şey arasındaki tezat” CHP’yi kırılgan, güçsüz ve doğal olarak kolay dövülebilir hale getiriyor.
CHP’nin Sn.KILIÇDAROĞLU dönemindeki seçim yenilgilerinin sayısını ben unuttum ama Reis’in bunu unutması mümkün olmadığı için korkulu rüya görmeden ve fazla efor harcamadan, bir kez daha kazanmak için karşısına Sn.KILIÇDAROĞLU’nu istiyor.
Ama bu kez durum farklı. Sn.KILIÇDAROĞLU’da herkesin bildiğini biliyor. Sn.ERDOĞAN karşısında ikinci tura kalabilse dahi seçimi kazanamayacağının farkında olduğu için aday olmuyor. Ve evet siyasetin doğrusunu yapıyor.
Şimdi doğru bir hamle daha yapması bekleniyor.
Ya “demokrasi ittifakını” oluşturan partilerin tüm seçmenlerinin ikinci turda gönül rahatlığıyla oy verebileceği birini aday göstermek, ya da ikinci tura kalmayacak bir aday çıkarmak.
İkinci tura kalmayacak aday bulmak kolay. Bu durumda seçimin ikinci tura kalması halinde yarışacak adayların Sn.AKŞENER ve Sn.ERDOĞAN olması kaçınılmaz gibi görünüyor. Muhalefet seçimi bu koşullarda ikinci tura taşıyabilirse kazanabileceğine ilişkin inancı en üst seviyeye çıkar ve bu ruh halinin yaratacağı motivasyon patlaması, seçimi kazanmasını sağlayacak sinerjiyi yaratır diye düşünüyorum.
Muhalefet blokunun tamamı için güçlü bir aday tanımının içini ne Sn.İNCE, ne de Sn.BÜYÜKERŞEN dolduramıyor. Çünkü o muazzam hitabet yeteneğine rağmen hem Sn.İNCE’nin, hem de Eskişehir mucizesine rağmen Sn.BÜYÜKERŞENin kapsama alanı, “demokrasi ittifakının” alt bileşenlerini kapsayacak kadar geniş değil. Bu iki isimden herhangi biriyle başlanılacak bir yarışın kazanılması ihtimali zorla imkansız arasında bir yerdedir. Yani oldukça düşüktür.
İsmi geçen tüm adaylar arasında Sn. İlhan KESİCİ, “demokrasi ittifakı” açısından “diğerlerinden iyidir” yaklaşımıyla karşılanabilir. Hem uzun zamandan beri CHP’lidir hem de yaşayış düşünüş ve ifade ediş açısından siyasi yelpazenin merkezinde ve biraz da sağındadır. Enerjisi pozitiftir. Yarış kendisi için zor geçecektir ama bundan Sn.ERDOĞAN için kolay geçeceği anlamının çıkarılması kayda değer bir hata olacaktır.
Öte yandan başka kimlerin doğru aday olabileceğine ilişkin kafamda dolanıp duran isimler arasında önemsenmesi gereken birinin isminin, bugüne kadar hiç telaffuz edilmemiş olmasını garipsediğimi belirtmek istiyorum. Katılımının ve dolayısıyla konuşmasının engellenebilmesi için adli yıl açılış törenlerinin formatının ve yerinin değiştirilmesine neden olacak kadar çekinilen bir isim. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sn.FEYZİOĞLU’dan bahsediyorum. Adının bir kez bile dile gelmemiş olmasını açıkça garipsiyorum. Çünkü eğitim ve ekonomiyle birlikte en büyük yıkım bu ülkenin yargı sisteminde meydana geldi. Hatta bu tespit – ironik bir biçimde- ülkenin en üst makamı tarafından “Bir ülkede halk bunalmış ellerini semaya açarak adalet çığlığı atar hale gelmişse yargı sisteminde sorun var demektir” cümleleriyle de dile getirildi. Mülkün (devletin)temeli olan adaletin yeniden tesisi, yargı sisteminin yeniden güvenilir hale getirilmesi, mahkemelerin kişi hürriyetini ve güvenliğini tehdit eden kurumlar olmaktan çıkarılıp yeniden kişi özgürlüklerinin, mal ve can güvenliklerinin teminatı olan o eski saygın konumlarına geri döndürülebilmesi için bir adalet adamına, bir adalet savaşçısına ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Diğer adayların ne yapacaklarını bilmiyorum ama Sn.FEYZİOĞLU’nun adaleti ayağa kaldıracağından eminim. Bu kazanım benim için “elde var bir” anlamında.
Öte yandan ikinci tura kalması halinde Sn.FEYZİOĞLU’nun seçim sathı mahallini Sn.ERDOĞAN için en az Sn.AKŞENER kadar zorlu bir arenaya dönüştürecek birikime ve donanıma sahip olduğuna inanmakla birlikte Cuma günü açıklanacak adayın Sn.FEYZİOĞLU olmasının uzak ihtimal olduğunu düşünüyorum. Çünkü CHP’nin üst üste birden çok şeyi doğru yapma refleksi ve alışkanlığı yok.
Naçizane;
Sn.AKŞENER ya da Sn.FEYZİOĞLU dışında, başka adaylarla gidilecek ikinci turda “demokrasi ittifakının” kazanma şansı olmadığını düşünüyorum.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.