Kimyasal Yeniden!

Önce şu kimyasal silah şablonundan başlamak gerekir diye düşünüyorum. Garip ve saçma bir argüman. İnsanları konvansiyonel silahlarla bombalayarak, kurşunlayarak, parçalayarak, keserek biçerek 10 bin kişi, 100 bin kişi öldürmek serbest ama kimyasal silaha gelince 75 kişinin öldüğü “iddiası” Batı’yı bir anda şahlandırıveriyor. Ya da Batı bir akışın yönünü, bir gidişin seyrini değiştirmek istediğinde en kullanışlı araç olarak hemen bu “kimyasal silah kullanıldı” düğmesine basıyor.

Bu yaklaşım iki saçma sonuç doğuruyor. İlki kimyasal silah kullanarak insan öldürene müdahale hakkı meşrulaşıyor ve ikincisi, bunun sonucu olarak kimyasal silah kullanılmadığı sürece sınırsızca insan öldürebilme hakkının varlığı kabul ediliyor. Her iki sonuçta insanlığın hala ne denli vahşi ve acımasız bir uygarlık olduğunun kanıtı.

İşin aslı insanları toplu halde öldürmenin insani bir yolu henüz bulunmuş değil. Savaş denilen ve insan öldürmenin hak kabul edildiği insanlığın yüzkarası dönemlerde, sayısız insan sayısız araçlarla ve yöntemlerle öldürülüyor. Bu yöntemlerden bazılarına karşı birilerinin ayaklanma nedeni yöntemin insani yönüyle ilgili değil. Tam tersine o yöntemle öldürme tekelini elinde tutma amacı birincil hedef olarak duruyor. ABD’nin yıllardan beri İran’ın nükleer silah çalışmalarını sabote etmesinin altındada ki saik nasıl nükleer silahlarla insan öldürebilme imtiyazını korumaksa, kimyasal kullanımına yaptığı “tu kaka” muamelesinin nedeni de aynıdır. ABD ve koalisyon dünyada kimyasal silah kullanılacaksa da “biz kullanırız” demektedirler.

Irak ve kimyasal silah ikilisini idrak etmiş dünyanın Suriye ve kimyasal silah ikilisinin de geçmişten farksız olmayabileceğini görüyor ama batının kimyasallarla insan öldürme tekelini muhafaza etme kararlılığını idrak edemiyor ne yazık ki.

Bu kararlılık gösterisi son olarak Suriye’de sahnelendi. ABD Fransa ve İngiltere Suriye’yi kimyasal silah kullanarak 75 kişiyi öldürdüğü iddiasıyla vurdu. Ancak bu saldırı durumunun sürdürülebilir olmadığı açık. Çünkü saldırıların devamı gerçek bir savaşın startını verebilir. Görünen o ki, önceden belirlenmiş ve Rusya’ya bilgisi verilmiş bazı nokta saldırılarından sonra Suriye yine Rusya ve İran’ın oyun alanı olmaya devam edecektir. Asıl mesele bu saldırıya ışık hızıyla destek veren ülkemizin konumunun ne olacağıdır. Yani bu yeni koşullarda Rusya ile devam eden akla zarar dostluğun akibeti ne olacak sorusu artık eskisinden çok daha önemli bir hale gelmiştir.

Ortadaki oyunun hiçbir durumda bizim kazançlı çıkacağımız bir sonuç vaat etmediğini düşünüyorum. Çünkü yakın gelecekteki olası bir savaşın provasında, hemen batının yanında yer alan Türkiye bugünkü koalisyon müdahalesinden sonra Suriye’de bu kadar rahat hareket edemeyebilir

Bu yüzden basit bir denklemin hep kaybeden tarafındayız. ABD’nin Suriye’deki planları ve çıkarlarıyla bizimkiler arasındaki uyuşmazlık ayyuka çıkmış durumda ve bu anlaşmazlık Suriye’de olma sebebimiz gibi görünüyor. Rusya ise kısa vadeli çıkar ortaklığıyla Suriye’de olmamıza zemin hazırlayan ülke konumunda.

Kısa vadeli çünkü Suriye sınırını dikensiz gül bahçesine çevirmemize “buraları Esad’a terk etmemiz koşuluyla” itiraz etmiyorlar. ABD’nin desteklediği Kürt gurupları bize kırdırıp, Şam hesabına yaptırdıkları temizliğin devasa masraflarını bize ödetiyorlar. Tam da bu noktada koalisyonun 70 dakikalık saldırısının 250 milyon dolarlık maliyeti, 20.000 askerle çıktığımız 70 günlük operasyonumuzun şu ana kadarki maliyetinin ne kadar olabileceği konusunda, koca bir soru işareti doğuruyor. Ancak bize bu bilgi yerine ceset sayısına ilişkin düzenli bilgi veriliyor. Hem de sürekli güncellenerek, tekrar edilerek her gün kaç kişi öldürdüğümüz bilgisi neredeyse kafamıza çakılıyor. Dünyada bunun benzer örneği var mıdır bilmiyorum. Ancak ceset sayısı üzerinden saat başı habercilik ve propaganda yapmak bana hiçte insanca, daha doğrusu ahlaklıca görünmüyor.

Dış politikamızdaki sorun tam olarak tutarsızlık sorunudur. Bir yandan rejimin dostlarıyla, koruyucularıyla hatta rejimin varlığını borçlu olduğu ülkelerle birlikte hareket ederken, diğer taraftan Suriye’ye saldıranlarla aynı safta yer almak, bu saldırılara anında destek vermek zekice değil. ABD’nin Suriye’deki hesapları bize uymuyorsa -ki uymuyor- bu saldırıları desteklemek hangi aklın ürünüdür?

Türkiye’nin hiçbir hesaba gelmeyen Suriye politikasının gittikçe içinden çıkılmaz bir bataklığa dönüşmekte olduğunu görmek zor olmasa gerek. Yakın gelecekte Suriye’nin bizim için at koşturma alanı olmaktan çıkacağını söylemek kehanet olarak yorumlanmamalıdır. Çünkü ne ABD’yi ne de Rusya’yı onlar izin vermedikçe tam olarak kendi planlarınız doğrultusunda kullanamazsınız. İzin vermişlerse de aslında onlar sizi kullanmaktadırlar ama henüz bunun farkında değilsinizdir

Naçizane;

Rüzgara göre yön değiştiren gemiyle günlük gelişmelere göre savrulan dış politika birbirine benzer. İkisi de hiç bir hedefe varmaz. Hatırda tutula!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.