Rus Ayısı ya da Rus Ticareti

Ruslar dururken Yahudilere “iyi tüccar” denmesi bulunduğumuz yerden bakınca hayli saçma. Çünkü Ruslarla ilişkilerimizi, koşullar ne olursa olsun hep onların kazanmasını isteyen birileri dizayn ediyormuş gibi görünüyor. Milli sporu tavla olan bir ülkeyle, satranç sporuna yıllardır adeta el koyan ve dünya şampiyonları çıkaran bir ülkenin ilişkilerinin başka türlü olmasını beklemek pek akıl karı değilse de, insan bu kadar da değil demek, diyebilmek istiyor.
Hikayeye kimin üstüne kaldığı belli olmayan “Rus uçağının düşürülmesiyle” başlamak gerekiyor. Kriz yönetimi konusunda ciddi biçimde eğitilmeye muhtaç olduğumuz gerçeğini gözümüze sokan o hadise de uğradığımız zarar milyarlarca doları bulmuş, gitmeyen domateslerle, gelmeyen Rus turistler ikilisi tamamen bize zarar yazmıştı. Öte yandan göbeğimizden bağımlı olduğumuz doğal gazı pazarlık bile edemeden almak zorunda kalmanın faturası da yine bize çıkmıştı.
Bu hikayedeki kötü adamı Başbakanlıklıktan azlettikten bir müddet sonra uçak düşürme hikayesini de Fetö’ye havale ederek o işten yırtmış ve ardından özür, rica, minnet ve taviz kare asıyla ilişkilerimizi yeniden normale döndürmeye çalışmıştık.
S-400’lere kadar domatesimizi almayı red eden Ruslar’ın şimdilerde aynı domatese övgüler düzüyor olması elbette nedensiz değil.
15 Temmuz öncesi ve sonrasına ilişkin aydınlatılmamış bazı noktalarda Rusların lojistik desteğini aldığımıza dair doğrulanmamış iddiaları, Türk Rus ilişkilerinin geldiği inanılması güç işbirliği seviyesi doğruluyor dersek abartı olmaz gibi görünüyor.
Sırada Afrin’de ki “akla zarar” işbirliği var.
2 ayı aşkın bir zamandan beri topumuzla tüfeğimizle başka bir ülkenin toprağındayız. Hava unsurlarının desteği operasyonun adeta belkemiğini oluşturuyor. Bulunduğumuz bölgenin hava sahasını ise rejimin de rızasıyla Rusya kontrol ediyor. Mealen savaş uçaklarımızın Suriye’deki her uçuşu Rusların müsaadesine bağlı. Arada birkaç günlük istisna dışında herşey hep istediğimiz gibi gitti. Öte yandan da Esad rejimi biraz çemkirse de Rus etkisinden mütevellit orada bulunmamıza çok da yüksek sesle itiraz etmedi. Elbette bu toprakları 2012’de gözden çıkarmış olmasının payını da hesaba katmak gerekir. Çünkü zaten kontrolünden çıkmış olan bu toprakları kontrol edenlerin -Kürtlerin- Türkiye tarafından o topraklardan kovulması rejim için buralarda yeniden otoritesini tesis etme ihtimali ve imkanı da doğurabilir. Çünkü neticede “fetih” amacıyla çıkılmış bir seferden söz etmediğimize göre ve fethin uluslararası hukukta iktisap nedeni olmaktan çıktığı gerçeği karşısında, eninde sonunda geri döneceğimizi söylemek kehanet olmasa gerek.
Burada yeni bir parantez açmamız gerekir. Esad’ın çok yakın zamanlı bir açıklamasında, “Ruslar bizim için yaptıkları herşeyin parasını alıyor ama İran öyle değil. Onlar tamamen karşılıksız-mezhep dayanışması- yardım ediyorlar” deniyordu. Şimdi bize bölgede her türlü kolaylığı gösteren Rusların bize temizlettiği bu topraklar için Suriye’den ödeme aldıklarını duyarsam şaşıracağımı sanmıyorum.
Aynı şekilde tarihin hiçbir döneminde bu kadar iyi olmamış, bu kadar iyi olması “hayra alamet olmayan” Türk-Rus ilişkilerinde ödeme yapan tarafın yine biz olduğu nükleer santral hadisesiyle anlaşılmış oldu. Üstelik öyle az buz bir para değil. 20 milyar Dolar. Reis “aşar aşar” dediğine göre aşar elbette. Trump’la arayı düzeltmek için uçak alacağız diye verdiğimizin nerdeyse iki katını ödüyoruz Putin’e. Bir de Trump için işadamı diyorlar. ‪Ya Putin’de biYahudi geni var, ya da adamların Putin’den öğrenecekleri çok şey var.‬
Putinin kazancı bununla bitse dert değil ama bitmiyor. Neredeyse hiçbir şey yapmadan sıfır çabayla hem batı blokunda Türkiye üzerinden çatlak açmayı başardılar, hem de batı bloku nezdinde Türkiye’nin -eskiden olduğu gibi- güvenilir bir müttefik ve güvenilir bir ülke olduğuna dair var olan algıyı yıkmayı başardılar. Nerdeyse sıfır çabayla.
Hayır Putin’in Rusya’sının kazancı bununla da bitmiyor. Doğalgaz, dolayısıyla geniş anlamda enerji konusunda Ruslara olan bağımlılığımız, Rus nükleer santraliyle eroinmanların eroine duydukları bağımlılık seviyesine çıkıyor. Yine sıfır çabayla ve üstüne para alarak burnumuzdan tutuyor Rusya.
Biz ne kazandık bu ilişkiden hala bilmiyorum. Fetih lokumu dağıtanlara bakıp Afrin diyeceğim ama kazın ayağı öyle değil. Bir Afrin zaferine duyulan ihtiyaç, ülkenin gerçeklerinden ve gerekçelerinden çok daha azının ihtiyaçlarına isabet ediyor. Öte yandan taktiksel olarak Ruslarla yakınlaşmanın şu ana kadar Suriye’de avantaj sağladığını kabul etmek gerekse de, batının Türkiye’yi kaybetme konusunda herhangi bir panik atak belirtisi sergilemediğini de gözden uzak tutmamak gerekir. Fransa hamlesi ve Macron efendinin beyanları bu konuda kendi kendimize gelin güvey olmanın anlamsızlığını göstermeye yeter gibi görünüyor.
Satranç ustası Ruslar büyük bir keyifle “şimdi batı düşünsün” modunda seyrediyorlar olan biteni.
Batı da düşünüyor elbette. İngiltere’nin başını çektiği ve 23 ülkenin uyduğu Rus diplomatların sınır dışı edilmeleri furyası da batının düşündüğüne ve hamlesini yaptığına delalet etmekte.
Ancak göbeğinde yer alma ihtimalimizin hayli yüksek olması nedeniyle ayrı bir yazıyla incelenmeyi gerektirecek kadar önemli olan bu konuyu başka bir zamana bırakıyorum.
Naçizane tavsiyem;
Kimsenin vazgeçilemez olmadığını, coğrafyanın çok şey olduğunu ama herşey olmadığını ve en son “Rus Ayısı”* deyiminin nerden geldiğini unutmamamız gerektiğini söylüyorum
Kalın sağlıkla.

*Rus Ayısı:Rusya’da gücün sembolü. Sonuçlarını hiç düşünmeden istediğini almak için gücünü sonuna kadar kullanma halini anlatan deyim.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.