Korku

Cumhurbaşkanının küçük bir ordu miktarınca danışmanı ne iş yapar anlamak zor. Reis Boğaziçi Üniversitesindeki öğrencilerin tavırlarını yanlış bulabilir elbette. Ama Allahaşkına “böyle yapmakla o eylemi asıl siz büyütüyorsunuz” diyebilecek bir kişi bile yok mu etrafında?‬‬
‪“Kimsenin umurunda olmayan ve dünyanın her ülkesinde olağan bir itiraz olan ‘savaş karşıtlığının sesini’ bütün ülkenin, hatta dünyanın duymasını siz sağlıyorsunuz” diyebilecek birinin olmaması bu ülkenin talihsizliği değil mi?‬‬
‪Bunları söylemeyenlerin “bari polis filan göndermeyin” demesini beklemek saçma olur eminim ama “keşke ve bari polis gitmeseydi” Çünkü savaşa karşı olmak, savaşa girmiş her ülkenin yüzleştiği bir durumdur ve genellikle bu eylemlerin failleri terörist filan ilan edilmezler‬‬. Vietnam savaşında yada Irak’ın işgalinde binlerce Amerikalı sokaklarda savaş karşıtı gösteriler yapmasına rağmen aralarından hiç kimse terörist yada vatan haini suçlamasına muhattap olmamış ve savaş karşıtı da olsa kendi vatandaşlarını bir tehdit unsuru olarak algılamayan ABD ne siyasi ne ekonomik ne de askeri açıdan herhangi bir zayıflama belirtisi göstermemiş aksine gittikçe daha güçlenmiştir.
‪Savaş karşıtı üç beş öğrencinin derdest edilmesi, bizim gibi kamu vicdanını holiganizme peşkeş çekmiş ülkelerde bile kamu vicdanını incitebilir. Savaşı övmek evrensel bir suç ise -ki öyledir- savaşa karşıtlık “evrensel bir hak hatta ödev” olarak dahi kabul edilebilir‬‬.
Mesela aşağıdaki cümlelere itiraz edilebilir mi?
Sevap günahtan iyidir
Helal haramda iyidir.
İyi kötüden iyidir
Hak haksızlıktan iyidir
Adalet zulümden iyidir
Mazlum zalimden iyidir.
Sağlık hastalıktan iyidir
Tokluk açlıktan iyidir.
Cennet Cehennemden iyidir.
Bunlar hiçbir itirazın nesnesi olamayacak kadar evrensel doğrulardır. Bu açıdan bakınca “Barış savaştan iyidir” cümlesinin de bunlardan farksız olduğunu kabul etmek zorunluğu doğar. Sevaptan, Helalden, İyiden, Adaletten, Hukuktan, Mazlumdan, Sağlıktan ve Tokluktan yana olan ve tarafını yüksek sesle dile getiren hiç kimse hakkında terörist ya da vatan haini suçlaması yapılamayacağı gibi “Barıştan yana olmakta” yargılanmayı gerektiren bir suç olmanın oldukça uzağındadır.
Bu hikayede garip olan şeylerden birisi de “olayın Cumhurbaşkanının ilgi alanına” girmesidir. Üç beş öğrencinin saçma sapan bir eyleminin Reisi bu denli etkilemesi ve nerdeyse bir süre bütün mesaisini buna harcaması makul ve mantıklı değildir. Aynı şekilde bu öğrencileri peşin olarak suçlu -kominist vatan haini- ilan etmesi de makul değildir. Çünkü bu ilanı suç duyurusu olarak algılamaya hazır yüzlerce savcı ve hakimle birlikte “tarafsız ve bağımsız mahkemeler de” tetikte beklemektedir. Mahkumiyet garantili bir yargılama sipariş edilmiş ve gerekleri derhal yerine getirilmeye başlanmıştır.
Çözülmesi gereken bir sorunda 28 Şubat mağdurlarının bu yaklaşıma karşı aldığı pozisyondur. Sosyal medyanın neredeyse her ayağında bu öğrencilerin okuldan atılmalarını yetersiz bularak cezaevine de sokulmaları gerektiğini söyleyen geçmişin mazlumlarının, hangi ara ve ne sebeple bu kadar zalimleştiklerini izah edecek argüman bulmak hiçde kolay değildir. 28 şubatta eğitim hakları, çalışma hakları ellerinden alınanların, bugün zamanında kendilerine reva görülen muamelelerin bin beterinin başkalarına uygulanmasını böylesi azgın bir iştahla desteklemesinin insani bir açıklaması belki vardır ama ben bunun ne olduğunu bilmiyorum. İktidar gücünün altı üstü iktidarın sempatizanı ya da taraftarı olanları bile bu şekilde hoyratlaştırması karşısında gücün kendisinden yani hükümetten korkmamak akıllı adamın yapacağı bir şey değilmiş gibi görünüyor.
Aslında her ülkede hükümetlerin vatandaşlardan korkması gerekir. Çünkü hükümetlere yönetme yetkisini veren de alan da yönetilenlerdir. Vatandaşların hükümetlerinden korkuyor olmaları hayra yorumlanmayacak kadar kötü bir gelişme ve ülkede birçok şeyin yanlış gittiğinin açık bir göstergesidir.
Boğaziçi’ndeki olayda iktidar, aykırı sesleri boğalım, aykırı ve farklı düşünenleri ezip geçelim, öğrenciyse okuldan, memursa işinden, esnafsa ticaretinden koparıp atalım, korkutalım, kimse korkudan kafasını kaldırmasın diye düşünüyorsa işlem tamamdır. Düşündüklerini gerçekleştirmeyi yani korkutmayı başardılar demektir. Çünkü yeminle söylüyorum; vallahi de billahi de korkuyoruz, korkutuyorlar.
Naçizane;
Taraflardan biri biz isek artık o savaşta haklı haksız olmaz. Sadece tarafları olur savaşın ve kendimizi buna göre konumlandırırız. Boğaziçi’li öğrencilerin bu gerçeği gözardı etmeleri kabul edilemez. Ama bütün bu olanların bize kendisinden korkacağımız insanları değil, bizden korkacak olanları seçmemiz gerektiğini öğretmiş olmasını umuyorum

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.