Yargıya da THY Kadar Güvenilmelidir

İstismar, “iyi niyeti kötüye kullanma ve/ya sömürme” anlamlarını taşıyor. Basit bir güven meselesi yada ekonomik bir çıkar sağlamayı çağrıştıran kavramın bu şekliyle zihinlerde herhangi bir ağırlığı yok. Bu nedenle “cinsel istismar’a” dönüşmüş hali de olayın vehametini anlatmaktan oldukça uzak. Cinsel şiddet kavramı için de benzer şeyler söylemek mümkün. Bu yüzden önce şu “cinsel istismar” kavramından kurtulmamız ve kapsadığı cinsel suçları toplumsal algıda anlaşılabilir kılmamız gerektiğini düşünüyorum.
Ancak yazının konusu bundan çok tartışmaları devam eden “hadım etme” meselesi.
Tecavüzcülerin idamına bile koşulsuz destek vermeye hazır olan toplumun öyle kimyasallarla filan değil, bilinen anlamıyla “hadım etme” ve hatta “kesip atma” cezasını da destekleyeceğinden şüphem yok. İşin doğrusu bir suçun cezası, toplumsal vicdan da neyse o olmalıdır diye düşünenlerdenim. İdamsa idam, hadımsa hadım. Hırsızın eli mi kesilsin istiyor toplum. Doğru ceza el kesmedir, kesilsin derim.
Ancak bu noktada toplumun sağduyusuna güvenme konusunda bir problemim yok dersem bu doğru olmaz. Çünkü toplulukların kolayca manipüle edilebildiklerini bilirim. Bu tür manipülasyonlardan korunmak için gerek referandumlarda gerekse de TBMM’de salt çoğunluk yerine nitelikli çoğunluk esasına göre hareket etmenin toplumun güvenilirliğini arttıracağına inanıyorum.
Ancak hukuka güvenmeye gelince iş değişiyor. Bir adamı asacaksak suçlu olduğundan %100 emin olmalıyız. Bir adamı hadım edeceksek suçlu olduğundan amasız, fakatsız ve en önemlisi şüphesiz bir biçimde kati suretle emin olmalıyız.
Ülkemiz koşullarında yargının bizlere bu konforu sağlayabileceğini sanmıyorum. Mahkûmiyet kararının ‘suçluluğu ilan ettiği, ancak ve ne yazık ki ispat etmediği’ bir çok yargı kararına tanık oldum halâ da olmaktayım. İtibarının yerlerde süründüğü bu dönemde yargının idam edin dediği adamın boynuna ilmek geçirmek yada önündeki suç aletini kesip atmak kolay görünmüyor. Çünkü kumpaslara gelen, işgal edilen, emir alan, talimat alan bir yargının verdiği kararlara, kayıtsız şartsız, gözü kapalı nasıl güvenebiliriz açıkçası bilmiyorum. Ancak bu problemi çözmesi gerekenin bizatihi yargının kendisi olduğundan da şüphem yok. Netice de inandırıcı olmak yargının ve dolayısıyla mahkemelerin sorumluluğundadır. Mahkemelerin yalnızca doğru ve isabetli kararlar vermesi yetmez. Kararlarının doğru, adil ve hakkaniyete uygun olduğuna dair toplumda bir inanç oluşturması da gerekir. Ve bunu sağlamak yargının en temel görevidir
Bu noktada mıyız?
Elbette ve ne yazık ki hayır. Bu noktadan çok uzaktayız. Bu yüzden insanoğlunun işleyebildiği en aşağılık en rezil suçlardan biri olan olan tecavüzde bile, hadım etme cezasının uygulanmasının henüz doğru olmayacağı kanaatindeyim.
Basit bir hesapla “Silivri mahkemelerinde yargılanıp yılları çalınmak bir yana hayatları çalınan binlerce insana tanık olduk. Balyoz Ergenekon, Casusluk, vb bir yığın dosyada binlerce yanlı ve yanlış karar verildi. Oran neredeyse %90’ın üzerinde.
Bu oran hikayesinden yola çıkarak soruyorum. THY’nin havalanan her on uçağından biri düşseydi yani %10’u düşseydi THY’ye güveniyorum diyerek uçakla seyahat eder miydiniz?
Biraz daha düşürelim ihtimali her 100 uçuştan sadece birinde yani %1 uçak düşseydi -ki kaba hesapla her gün 5 uçağın düşmesi eşdeğerdir- THY’na güvenip uçağa biner miydiniz?
Her gün 5 uçağın düştüğü yerde havayollarına güvenmek ne kelime THY iflas eder, yönetimi topa tutulur, hapse atılır, uçuşlar yasaklanırdı.
Adaletin uçakları da mahkemelerdir. Verilen her yanlış, haksız hukuksuz karar düşmüş bir uçak gibidir. Birine güvenemediğim yerde diğerine de güvenmem beklenemez.
Naçizane
Adli hata enflasyonunun yaşandığı ülkemizde “geri dönülebilir” cezalar uygulanmalıdır. Yargı da en az THY yolları kadar güvenilir olmadığı sürece hadım cezası da idam cezası gibi uygulanabilir bir ceza değildir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.