Suriye’de Mini Dünya Savaşı

Türkiye’nin Suriye’de ne işi var diye soranların önce Amerika Birleşik Devletlerinin, Rusya’nın, İran’ın , Suudi Arabistan, Almanya, Fransa hatta İsrail’in Suriye’de ne işi var diye sorması kaçınılamaz bir zorunluluktur. Çünkü Ortadoğu’daki bu mini dünya savaşından en çok etkilenen ve etkilenecek ülke önce Suriye sonra da Türkiye’dir.
Ne işi var sorusunun merkezine ABD’yi koyup başlıyoruz.
IŞİD karşıtı koalisyona öncülük ettiği dönemlerde Suriye’deki aşırı gurupları ortadan kaldırmak ve Esad’ı göndermekten bahseden ABD’nin, şimdiki dönemde önceliklerinin değiştiğini görüyoruz. Artık Esad’ın gitmesi bir ön şart olmaktan çıkmış durumda. ÖSO dahil muhalif guruplara verdiği desteği ise PYD-YPG ile sınırlayıp, bunlardan 30.000 kişilik ağır silahlarla donanmış bir ordu kurarak hemen şimdi Suriye’nin, kısa-orta vade de ise ülkemizin toprak bütünlüğünü tehdit edebilecek bir durumun hem planlayıcısı hem de inşa edicisi görünümündedir.
Rusya’ya gelince;
Suriye’de dengenin Esad lehine değişme sebeplerinden en önemlisi Rusya’nın hava saldırıları oldu. IŞİD Ve benzeri terör örgütlerini hedef aldıklarını söylemelerine rağmen öncelikleri hep Esat karşıtı grupları vurmak oldu. Hava üssü ve donanma kuvvetlerini bulundurduğu Suriye’de olmaya hakları olduğunu düşünüyorlar. Üstelik rejim de Suriye’de bulunmalarından memnun.
Benzer şeyler gelişmelere mezhep temelli bakan İran için de geçerli. İran Esad rejimine her türlü desteği verdi. Para, silah ve bilgi desteğinin yanısıra Hizbullah gibi milis kuvvetleri de yardım için göndermekten çekinmediler. Şii olan İran Suriye’de şii olan Esad’ı iktidarda tutarak bir yandan şiiliğin hamiliğine soyunurken diğer yandan da ABD’nin ve ona direk bağlı olarak Suudi Arabistan’ın ortadoğu üzerindeki etkinliğini törpülemeye çalışmaktadır.
Dünyaya mezhep gözlükleriyle bakan bir diğer ülke Suudi Arabistan. Esad’ın yerine İran karşıtı birini getirerek Tahran’ın bölgedeki gücünü kırmak isteyen Suudi’ler bu amaçla muhalif guruplara her türlü desteği verdiler, veriyorlar. An itibariyle ABD’nin Suriye politikasıyla ters düştükleri için birkaç adım geri çekilip gözlemeyi seçmiş gibi görünüyorlar.
Fransa ve Almanya IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin ortadan kaldırılması için uluslararası hava koalisyonun içinde yer aldılarsa da IŞİD’in sahada yenilmesinden sonra Suriye’deki denklemin dışında kaldılar. Şimdilerde Macron’un Fransa’sı Esad’ın gitmesini bir zorunluluk olarak görmekten vazgeçmiş durumda.
İsrail;
İran’ın Suriye’de ki etkinliğinin artmasını kendisi için bir beka sorunu olarak gören İsrail, karşı hamle olarak Hizbullah milislerini ve İran’ın Suriye’deki diğer askeri varlıklarını vurmayı tercih ediyor. Stratejik olarak ABD’nin hemen yanıbaşında konumlanmış durumda. 30 Bin kişilik YPG ordusu fikri İsrail için de hayli cazip.
Şimdiye kadar söz ettiğim ülkelerden hiç birinin temelde Suriye’den kaynaklanan bir beka sorunun olmadığını söylemek yanlış olmaz. Ancak aynı şey Türkiye için geçerli değil. Yaklaşık 900 kilometrelik sınırımızın öte tarafındaki her istikrarsızlık, her otorite boşluğu, her yeni oluşum bizi bir şekilde ilgilendiriyor. IŞİD sadece Suriye’de değil, ülkemizin içinde de bizim için tehdit oluşturuyor. Rejimin zalimliği bize 3.500.000 mülteci olarak geri dönüyor. ABD’nin Suriye’ye ilişkin planlarıyla ülkemizin hem beklentileri hem de yaşamsal çıkarları ters düşmüş durumda. 30.000 kişilik YPG ordusu, şimdilerde PYD ve Esad’ın anlaşmaları ihtimali yüzünden sadece bizi tehdit eden bir unsura dönüşmek üzere. Kısacası orada olmak için en fazla sebebi olan ülke biziz.
Ancak bu pozisyon dış politikamızın çuvallamasının doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak duruyor karşımızda. Bugünkü bütün problemlerimizin, Suriye iç savaşında yangına benzin dökmemizle başladığını herkes  biliyor. Tarafı olmamamız gereken bu iç savaşın sonuçlarına ilişkin öngörü yetersizliği, geleceği kurgulama konusundaki beceriksizlik bizi an itibariyle Afrin’de olmak zorunda bıraksa da, bundan sonrasının doğru planlanmaması ve özellikle rejimin dışlanması bizi daha uzun süre Afrin’de kalmak zorunda bırakabilir.

Naçizane;
Suriye’de hiçbir ülke kendi dış politikasının kurbanı değil. Biz hariç! Bundan sonrasını doğru yapmak dışındaki bütün seçeneklere kapalıyız

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.