Bir İnsan Değişir Dünya Değişir

 

SİNİR ÖTESİ OPERASYON

Şehit cenazelerinde yaşananlara bakıp “Hepimize ait acılar hiç kimsenin tapusuna geçirilmemelidir.” diyen Özkök yazısını şöyle bitiriyor: “Cami avlusunda veya köşelerinde o tabutu siyaset kürsüsüne çevirmek isteyenlere birlikte karşı çıkmalı, birlikte haykırmalıyızdır: Kardeşim musalla taşı seçim kürsüsü değildir…”

 

Siyasetin bir şövalyeler mücadelesi olmak dışında her şey dönüştüğü, her türlü oyunun, her türlü yöntemin mübah kabul edildiği bu dönemde, Özkök’ün söylediği açmazlar ile birlikte ve onların da ötesinde beklentiler yüklendi şehit cenazelerine. Şehitlik gibi kutsal bir kavramın bu kadar pervasız, bu kadar vicdansız ve bence bu kadar tehlikeli bir biçimde kullanıldığı başka zaman dilimi olmamıştı.

Çünkü hadise sadece bazı partilerin şehit cenazelerinden siyasi rant sağlaması olayını aşmış, Türkiye’nin Irak ile muhtemel bir savaşa girip girmemesi meselesine dönüştürülmüştü. Hikâyenin geldiği nokta “Irak’a giriş izni vermediği için Erdoğan’ın hain ilan edilmesine” kadar varmıştı. Oysa yine Özkök’ün dediği gibi bu acılar Erdoğan dâhil hepimizindi ve ne birilerinin tapusuna konu edilebilirdi ne de başkalarının çıkarlarına hizmet eden bir savaşın nedeni haline getirilebilirdi.

“Sınır Ötesi Operasyon” adı verilen ve bana göre “sinir ötesi operasyon” olarak tanımlanması gereken bu tehlike, Erdoğan’ın sağduyulu yaklaşımları sayesinde şimdilik biraz ‘ötelendi.’

Sınır Ötesi Operasyon’u adeta yaşamsal bir zorunluluk haline getiren gelişmeleri irdeleyen her akıl, bu sonucun aslında ABD’nin istediği, beklediği ve kurguladığı bir sonuç olduğunu görebilir. Sürekli Sınır Ötesi Operasyon’a karşı çık- tıklarını söyleyen ABD yetkililerinin bu operasyonun başlaması için gereken her şeyi yaptıklarından en küçük bir kaygım bile yok.

Sınır ötesine düzenlenecek bir operasyonun doğurması muhtemel sonuçlar arasından hangisinin ABD’nin işine yaramayacağını sormalı herkes kendine.

Bölgedeki Sünni-Şii çatışmasından istediği sonucu alamayan ABD bu çatışmanın yanına eklenecek olan Türk-Kürt çatışmasının doğuracağı istikrarsızlıktan en çok fayda görecek ülke olacaktır. Üzerindeki yük hafifleyecek ve işgalci olarak niteleyeceği Türkiye’yi Iraklı Sünni ve Şii direnişçilerin de hedefi haline getireceklerdir. Öte yandan Arap dünyasındaki ortak algıda Türkiye ile ilgili olumlu ne varsa yerle bir edilecektir. En önemlisi ise ABD kendi kontrolündeki bir coğrafyaya ve bir savaşa çektiği Türkiye’yi kendi bağımsız dış politikasından koparacak ve bütün kaynaklarını savaşa harcamak zorunda kalan bir ülkede, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamındaki Türkiye kurgusuna ulaşması daha kolaylaşacaktır. Savaşın ekonomisini büyüteceği tek ülke yine ABD olacaktır. Ve ABD Irak bataklığındaki yalnızlığından kurtularak işlemesi muhtemel korkunç suçlar için fotoğrafı önceden çekilmiş bir eşkala kavuşacaktır.

Öte yandan her ne kadar adına sınır ötesi operasyon deniyorsa da bu harekâtın daha önceden 29 kez düzenlenen sınır ötesi operasyonlarından çok farklı olduğu ve neticesinin Irak ve belki de Amerika ile savaş anlamına gelebileceği de çok açık bir biçimde duruyor ortada. Uluslararası arenada gereken altyapı sağlanmadan duygusal iklimde başlatılacak bir operasyonun sonuçları herkes için yıkıcı olma potansiyelini de taşımaktadır.

Sınır Ötesi Operasyon’un ya da muhtemel anlamıyla Irak ile (ABD) savaşın bu yoğunlukta taraftar bulduğu bir zamanda, sosyal demokratların bile en yüksek savaş çığlıklarını attığı bir ülke haline dönüştürülmüşken, “Erdoğan’ın serin duruşuna” hak ettiği değeri vermek gerektiğine inanıyorum.

Terör insanlığın başına beladır; ama savaş çare değildir, çare bulunması gereken daha büyük bir beladır.

Neredeyse 11 yıl önce, 15 Haziran 2007’de yazılmış bir yazıydı.  “Avazınız Çıktığı Kadar Susun” isimli kitabımdan. Kavramlar ne kadar tanıdık değil mi?  Garip olan şu; O dönem savaşa karşı çıkan ve önleyen Başbakan Erdoğan bugün -henüz- ilan edilmemiş bir savaşa doğru götürüyor bizi. Boşuna dememişler “bir insan değişir dünya değişir” diye. 

Naçizane

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın o dönem savaş çığlıkları atan medya ve muhalefete rağmen bizi bir savaş tehlikesinden kurtardığı o serin sağduyulu duruşuna bugünlerde de ihtiyacımız var. Ama…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir