Söyleme Mecburiyeti

“Bir yerde, insanlar; herhangi bir konu, olgu, girişim, siyaset, bilim, ekonomi, savaş stratejileri mevzularında tek bir sesin etrafında kenetlenmiş, ‘işte budur doğru, bundan başka doğru yok’ demeye başlamışsa, orada kesinlikle yolunda gitmeyen bir şeyler vardır” diye yazmış sevdiğim biri. Zor dönemlerin dayatmalarından biri olan “susma mecburiyetinin” sınırlarını zorlamakla birlikte şimdilik suç değil söyledikleri.
‪Ben çok katılmasam da “faşizm söyleme mecburiyetidir” derler. Ama bu tek başına hem doğru değildir hem de anlamlı değildir. Söyleme mecburiyeti eldeki kazanımları koruma gayretinin dile gelmiş halidir. Söyleme keyfiyeti doğrulama, destekleme, onama, alkışlama ve nihayetinde de pışpışlama zorunluluğudur. ‬‬
‪Nimetlerin külfetidir. Kuraldır, “alırsan verirsin”. Aç ayı oynamaz diyen bir millet için bu külfet çoğunlukla keyfe kederdir. Bu açıdan bakıldığında söyleme mecburiyetini, bireyin özgür iradesiyle kendisine dayattığını dile getirmek, faşizmi suçlamaktan daha doğrudur. Kağıt toplayıcı çocukların söyleme mecburiyeti yoktur çünkü suskunlukları kimsenin duyamayacağı kadar sessizcedir . Şükürler olsun ki aynı şey benim için de geçerli. Ben de suskunluğu kimse tarafından fark edilmeyecek kadar sıradan olanlar kümesine aitim. Bu beni söylemek zorunda olmaktan kurtarıyor. ‬‬
‪Asıl sorun “susma mecburiyetidir”. Çünkü bundan yani susma zorunluluğundan herkes gibi ben de azade değilim. OHAL’den BUHALE yani savaş haline geçiş, herkesi tespih taneleri gibi tek sıra imamenin arkasında saf tutmak zorunda bıraktı. En azgın muhalif bile radyoda Hasan Mutlucan’ın sesini duymuş gibi esas duruşa geçti. Bu yüzden susma mecburiyeti ihlal edilmeyecek kadar sert bir kurala dönüşmüş durumda. Müeyyidesinin en hafif tabiriyle “vatana ihanet” olarak belirlenmiş olması karşısında böylesi zor zamanlarda rutini bozacak cümlelerle konuşmak ya da -özellikle- yazmak için cesur olmak yetmez. Aynı zaman da aptal olmakta gerekir. Ya da “Cahil Cesareti”. Cahil olmadığımdan eminim ancak aptallık konusunda aynı şeyi söyleyemem.‬‬
‪Savaş propagandası suç olarak kabul edildiği halde boğazımıza kadar savaş propagandasına batmış durumdayız. Aslında basit bir açıklaması olan bir realite bu. Savaş propagandasını en çok da “söyleme mecburiyeti” olanlar yapıyor. Klasik ve sosyal medyanın bütün imkanlarına erişimi olan propagandistler sistemli bir şekilde savaşı kutsuyor, ölümü yüceltiyorlar. Savaşa methiyeler düzüp güzellemeler yazıyorlar. Karınları tok, sırtları pek, evleri muhkem ve bu yüzden de sesleri gür çıkıyor. Söyleme mecburiyeti olmadığı halde vatan, millet hassasiyetleri yüzünden söyleyenler istisna elbette. ‬Aptallığa gelince, sanırım savaşa karşı olmakla bunu deklare etmek arasındaki farkı anlamamak olarak tanımlanabilir.
‪Hasılı;
Savaş kimse için lütuf olmadığı gibi kazanan için bile kayıptır diye düşünüyorum. İnsanlığın bu zamanda hala birbiriyle savaşıyor olması saçmalık gibi görünüyor. Ancak, ABD’nin kendi sınırlarından binlerce km uzaktaki Suriye sınırımızda, hem Suriye’yi hem de Türkiye’yi tehdit eden bir ordu kurmasından ve buna seyirci kalmamızı beklemesinden daha saçma değil. NATO’nun, iki müttefiki arasındaki anlaşmazlığa yeterince müdahil olmaması kabul edilebilir bir durum değildir. ABD, AB ve NATO’nun Türkiye’yi Rusya’yanın kucağına iten gelişmelere seyirci kalması kabul edilemez olmaktan öte aptalcadır ve zekadan yoksundur. Çünkü ne kadar güçlü olursa olsun, içinde Türkiye’nin olmadığı bir batı, içinde Türkiye’nin yer almadığı bir NATO, yeterince güçlü değildir. Batı’nın bu gelişmeler karşısında uyarması gereken ülke ABD’dir. Çünkü adına ister savaş ister operasyon ya da ne denirse densin insanların öleceği, ölenin de öldürenin de müslüman olduğu bu kayıpların sorumlusu ABD’dir.
Zeytin dalı özelinden genel anlamda savaş kavramına gelince; uzun zamandan beri savaşların (neredeyse) sadece islam coğrafyasında olması, aklın bu coğrafya da işlevsel olmadığının kanıtı gibi durmaktadır. İkinci dünya savaşından sonra bugüne dek öldürülen 11 milyon müslümanın %90’ının yine başka müslümanlar tarafından öldürülmüş olması ise vahimdir. Savaş kavramına, tarafı olmadan biraz dışından bakabilirsek, savaş narası atanların sayısı belki de bir parça eksilebilir diye düşünüyorum.
‪Naçizane‬
Savaşın güzeli olmaz ama yinede “en güzel savaş en kısa olanıdır” diyorum. Tez zamanda en az kayıp ve en çok kazanımla geri dönülmesi dileğim ve tavsiyemdir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir