Suriye’ye Zeytin Dalı

Afrin operasyonun “Zeytin Dalı” olarak adlandırılması bana göre operasyonun kendisinden bile daha önemli. Suriye konusunda hayli zamandır devam eden anlaşılmaz tutumumuzdan vazgeçmemiz gerektiğini anladığımız Astana sürecinden sonra, bu isimlendirmeyle bir nevi özür dilediğimizi düşünüyorum. Ayrıca Suriye konusunda iç politikada “aldatıldık” demeden “aldandığımızı” hem kabul etmenin hem de muhattaplara -özellikle Suriye- iletmenin dahiyane bir yolu bu.
Operasyona ilişkin açıklamalar ilginç sonuçlar doğurmaya aday. Rusya, “ABD’nin uzlaşma bulamama kabiliyetsizliği ve tek taraflı hamleleri Türkiye’yi kızdırdı” diyerek aleni biçimde ABD’yi suçladığını deklere etti. “Türkiye’nin operasyon düzenlediği bölgelerdeki askerlerimizi çekiyoruz. Bu operasyondan dolayı endişeliyiz ama müdahil olmayacağız” diyen Rusya’nın operasyona üstü örtülü de olsa destek verdiğini söylemek mümkün.
Afrin üzerinden yeni bir Suriye politikası üreten ABD’nin bölgesel çıkarlarıyla bölge ülkelerinin -Türkiye, Rusya, iran, Irak, Suriye- çıkarlarının çatıştığı açıkça görülüyor. Bu yüzden Esad’ın Afrin’e yönelik operasyona karşı yaptığı sert açıklamalara rağmen içinde bulunduğu “eylemsizlik halinin zımni rıza” olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani kısa bir süre öncesine kadar neredeyse savaş halinde olduğumuz bir ülkenin topraklarında o ülkenin de toprak bütünlüğünü korumanın savaşını veriyoruz ya da vermek zorunda kalmış durumdayız.
Afrin operasyonuna karşı dünyadan ciddi anlamda bir itirazın yükselmemiş olmasının sebebinin gayet açık olduğunu düşünüyorum.
Şöyle ki;
Dünyanın müslümanlar arasındaki hiçbir savaşta gerçek anlamda engelleme çabası göstermediğini yaşayarak öğrenmiş durumdayız. Engellemek bir yana “kırsınlar biribirlerini” mantığıyla tarafları kışkırttıklarını ve silahlandırdıklarını da unutmamak gerekir. İran Irak savaşında ABD’nin her iki ülkeye de gizlice silah sattığı gerçeği hafızalardaki yerini koruyor olmalı. ABD Suriye’de şimdi de aynı şeyi yapıyor.
Öte yandan ölenler ve ölecekler müslüman olsa da Afrin’de savaşan tarafların ABD ve TÜRKİYE olduğuna dair yaygın bir algı oluşmuş durumda. Taraflardan birinin ABD ve dolayısıyla küresel bir nefret objesine dönüşerek bu konuda herkesi geride bırakan Trump olması bunun en önemli sebebi gibi görünüyor. Öte yandan Afrin’deki savaşın ABD ile aramızda olduğuna ilişkin algıda gerçeklik payı da mevcut.
Askerliğin icadı insanoğlunun en zalim işlerinden biri. Savaş bu zalimliğin ete kemiğe bürünmesi ve kana bulanmasından başka bir şey değil. Öte yandan fetihlerin iktisap nedeni olmaktan çıktığı zamanlardan beri, savaşa giden yolun taşlarını, savaşan tarafların karşılıklı olarak döşediği de realite olarak duruyor. Suriye’deki bu savaş için de aynı şeyleri söylemek fazla zor değil.
ABD’nin Suriye sınırımızda 30 bin kişilik bir ordu kurabilecek kadar boş ve kontrolsüz bir coğrafya bulabilmesinin nedeni Suriye’deki iç savaş. Suriye’deki bu savaşa neden dahil olduğumuz, neden taraflardan birini desteklediğimiz, hatta kendi topraklarımızda “eğit donat” süslemesiyle eğitip donatıp Suriye’ye neden gönderdiğimize ilişkin soruların cevap bulması yakın vade de pek mümkün görünmüyor.
Suriye’de ki iç savaştan önce Baas rejiminin vatandaş olarak dahi kabul etmediği, kimlik vermediği gurupların bugün sınırları belirlenmiş ancak henüz tamamı kontrol altına alınmamış bir coğrafyanın sahibi ve silahlandırılmış savaşçıları olarak arz-ı endam eylemelerinde ABD’nin payının yanısıra hissemize düşeni de almamız gerektiğini düşünüyorum.
Naçizane tavsiyem;
Savaş denilen vahşete, Suriye denilen bataklıkta boğazımıza kadar batmadan, her ne yapmaya girdiysek yapıp bir an önce çıkmamız gerektiğini unutmamak zorundayız. Savaş yolunu savaş kararı alanların değil, savaşa gönderilen gencecik delikanlıların bedenlerinin doldurduğunu da.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir