Zulmeden Bizdense

1970’li yılların Bingölü. Sağ sol çatışmasının kardeşi kardeşe kırdırdığı dönemler. Sağcı ya da solcu, ülkücü yada komünist olmanın zorunlu olduğu toplu histeri zamanları. Şimdi rahmete giden dayımlarım da o salgından nasiplerini almış iki ülkücü. Hatta ülkücü camianın beyni. O zamanı dayılarımla birlikte yaşayan dönemin ülkücülerinden şimdininse hızlı Kürtçülerinden birinden dinledim hikayeyi.

Şöyle anlattı;

“O zaman ülkücü kominist ayırımından başka da bir şey bilmiyoruz. Aleviler solcu, Alevi olmayanlar sağcıydı. Yani bizim ilk gençlik yıllarımızın ülkücülüğü adeta zorunlu bir seçimdi. Hatta şunu söyleyebilirim Bingöl’de 60 yaş üstü bütün Sünnilerin çocukluk veya delikanlılık zamanlarında sağcılık ve ülkücülük vardır. Sunilerin ve Zazaların solculukları 70’lerin sonuna doğru ancak ortaya çıktı. Hikayenin başında sloganları öğrenirken Sadi en çok ‘Tanrı Türk’ün Korusun’ sloganına takmıştı. Tamam derdi Türk’ü korusunda bu Kürdün suçu ne. Kürt başının çaresine bakar diye mi düşünüyor, Kürdü unutmuş olabilir mi? Şimdi düşünüyorum da o karanlık zamanlarda bizim aklımıza bile gelmeyen, gelse bile dillendirmeye cesaret edemediğimiz fikirleri korkusuzca söylerdi.”

Demem o ki;

Güzel insanlardı, bir o kadar da özeldi iki dayım. Yaşadıkları şehrin düşünsel, kültürel, coğrafik ve siyasal sınırlarına sığmayacak kadar devasaydılar. Sadi ömrünü Avrupa’da geçirip ölmeye döndü memlekete. Evrilmiş ülkücülüğü Türkçülüğü Kürtçülüğü ışık yılı kadar geride bırakmıştı. Adil Ali ise çıkamadı şehirden, bunun yerine şehri aldı içine. Şehrin bilgesi, hafızası oldu yıllarca.. Şeyh değildi ama müritleri yada modern deyimiyle “takipçileri” vardı. İkisinden geriye çok şey kaldı bize. En çok da adaletleri, adil olmaya adil davranmaya verdikleri değer kaldı.

Görseli onları hatırlattığı için koydum. Biliyorum zulüm eden kim olursa olsun Adil Ali ve Sadi onlardan değildi. Onları benim dayım kılan Allah’a şükürler olsun ki, “ben de değilim” Zalimlere Allah yeter diyenlerden de değilim. Allah herşeye yeter, asıl mesele biz neye yeteriz? Zalimlere yetermiyiz mesela?

Bilirim;

Her zalim geçmişteki bir mazlumluktan alır zalimliğini. Çoğunlukla da geçmişte uğradığı mağduriyetlerin üzerinde tepinerek icra eder zulmünü. Bağıra çağıra anlatır geçmişte kalan mazlumluğunu, şimdinin mazlumlarına. Ama çok şükür ki her mazlum zalimleşmez.

Naçizane

Zalimler sesimi duymayacak nasıl olsa, tavsiyem mazlumlara. Hakkınızdan, hukukunuzdan vazgeçmeyin ama Mağduriyetlerinizden kin, nefret, öfke, intikam devşirmeyin. Çünkü bunlardır mazlumu zalime dönüştüren! 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir